Girişim Pusulası’na gelen eğitim taleplerinin büyük bölümü aynı cümleyle başlıyor: “Ekibimize inovasyon eğitimi aldırmak istiyoruz.” Ardından gelen soru genellikle sessizlikle karşılanıyor: Hangi konuda?
Bu sessizlik bir eksiklik değil. İnovasyon tek bir beceri değil, birbirinden oldukça farklı kasların ortak adı. Bir kurumun ihtiyacı, fikirden uygulamaya inovasyon sürecini işletecek bir yapı kurmak olabilir; bir diğerinininki ise kurumsal inovasyon sistemi kurmak olabilir. İkisi de “inovasyon eğitimi” başlığı altında belirtiliyor, ama farklı açılardan ele alınması gereken konu başlıkları. Yanlış eşleşme, eforunuzu harcadıktan sonra “güzeldi ama bize pek dokunmadı” cümlesiyle sonuçlanıyor.
Bu yazı, işte tam bu noktada doğru eğitimi seçmenize yardımcı olmak için hazırlandı. Aşağıdaki 5 ana cümleden hangisi toplantılarınızda daha sık geçiyor? Buna göre eğitim ihtiyaçlarınızı netleştirebilirsiniz.
1. “Fikirler çıkıyor ama bir yerde toplanmıyor veya sürdürülebilir bir şekilde yeni ürünlere dönüşmüyor
Sorun yaratıcılık değil, sistemsizlik olabilir. Fikir üretmeyi bilen bir ekibiniz var; ancak onları toplayacak, değerlendirecek, önceliklendirecek ve geri bildirim verecek bir mekanizmanız olmayabilir. Fikirler bir e-postada, bir toplantı notunda ya da bir kişinin aklında kalıyor olabilir; ya da inovasyon faaliyetlerinde yeterince yönetim desteği alamıyor olabilirsiniz.
Bu durumda ihtiyacınız olan şey Kurumsal İnovasyon Yönetimi. İnovasyonu sürdürülebilir kılacak mekanizmanın ne olduğunun anlaşılması burada kritik öneme sahiptir. İnovasyon için üst yönetim desteğinin alınması, inovasyon yönetim sistemi bileşenlerinin tanınması ve inovasyonun tekniğinden ziyade liderlik, kültür ve strateji gibi boyutlarının önemi ile sürdürülebilir inovasyon için gerekli bileşenler bu eğitimde ortaya konur. Ayrıca inovasyon çalışmalarınızı nasıl ölçeceğinizi ve gelişmeleri nasıl değerlendireceğinizi netleştirirsiniz. Kısaca bu eğitim, inovasyona bütüncül bir bakış açısı kazandıran İnovasyon 101 tadında bir eğitimdir.
2. “Mevcut ürün grubumuzun dışına çıkmamız gerekiyor ama nereden başlayacağımızı bilmiyoruz.”
Firma mevcut parçayı daha ucuza, daha kaliteli üretmeyi iyi biliyor; kaizen kültürü oturmuş. Ama ana müşteri elektrikli araca geçerken “biz yarın ne üreteceğiz” sorusuna iyileştirme çalışmalarından cevap çıkmıyor. Bu, klasik iyileştirme kasının yetmediği bir durumdur. Mevcut ürünü daha iyi, daha ucuz, daha hızlı yapmayı biliyorsunuz. Ama “bir sonraki ürün ne olmalı” sorusunun cevabı ne süreç iyileştirmeden ne de müşteri şartnamesinden çıkıyor. Geleceği inşa etmek için daha radikal ve yıkıcı iş fikirlerine ihtiyacınız olduğunun farkındasınız.
Burada Kurum İçi Girişimcilik ve Yeni Ürün Tasarımı programını öneriyoruz. Fırsatı nerede arayacağınızı, müşterinin aslında hangi işi halletmeye çalıştığını (Jobs to Be Done), gerçek ihtiyacını, bu ihtiyaca cevap verecek çözümün nasıl geliştirileceğini, iş modelinizi bu aşamada çalışıyoruz.
3. “Müşteri ve pazarın gerçekten ne istediğinden emin olamıyoruz.”
Bu cümle mühendislik ağırlıklı ekiplerde sık duyulur ve tehlikelidir; çünkü genellikle ürün geliştirmenin sonunda, yani geri dönüşün pahalı olduğu noktada söylenir. Teknik olarak kusursuz ama kimsenin ihtiyaç duymadığı çözümler bu boşluktan doğar. Prototip çıkmış, kalıp açılmış, sonra satıştan “müşteri pek ilgilenmedi” haberi geliyor. Teknik açıdan sağlam ama kimsenin istemediği ürünler, çoğunlukla bu sıralama hatasından kaynaklanıyor.
İhtiyacınız olan Tasarım Odaklı Düşünme ve Yapay Zekâ. Paydaşı, müşteriyi kısaca insanı daha iyi tanımak gerekli. Sahada gözlem, kullanıcı görüşmeleri, yolculuk haritalarının çıkarılması, problemi doğru çerçevelemek, fikir üretimi ve hızlı prototipleme. Son iki yılda programa yapay zekâyı da ekledik, çünkü gözden kaçan noktalar, alternatiflerin ve verilerin analizi, yeni fikirler, fikirlerin değerlendirilmesi gibi konularda ekiplere ciddi zaman kazandırıyor. “Yapay zekâyı iş fikri doğrulamada nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz” diyen ekipler için de iyi bir başlangıç noktası.
4. “Hataları kolayca tespit edemiyoruz, problem çözmede yetersiziz.”
İlk bakışta bunun inovasyonla ilgisi yokmuş gibi gelebilir. Oysa her hafta aynı yangını söndüren bir ekipten yeni bir ürün beklemek gerçekçi değil. Önce o yükü azaltmak gerekiyor.
Problem Çözme ve Analitik Düşünme ekiplerin problem çözme, analitik ve yaratıcı düşünme becerilerini artırmak isteyenler için uygundur. Hem artırımsal inovasyon fırsatları hem de yıkıcı/radikal inovasyon fırsatlarını yakalamada oldukça elverişli bir programdır. Ekiplerin inovasyon yeteneklerini artırmakla kalmaz, işyerinde karşılaşılan problemlere daha sistematik bir yaklaşım da sağlar.
5. “Bir özelliği iyileştirdiğimizde başka bir özellik bozuluyor.”
Ağırlığı düşürüyorsunuz, dayanım düşüyor. Maliyeti kısıyorsunuz, kalite riske giriyor. Hızı artırıyorsunuz, hassasiyet kayboluyor. Klasik yaklaşım burada bir orta yol bulur; yani taviz verir.
TRIZ ve İleri İnovasyon Eğitimi tam olarak bu noktada devreye girer. Çelişkiyi taviz vererek değil, milyonlarca patentten süzülmüş sistematik yöntemlerle çözmeyi öğretir. Fonksiyon analizi, kaynak analizi, ideal nihai sonuç, çelişki matrisi ve 40 yaratıcı prensip gibi bileşenlerle inovasyonda teknik problemlerin çözümünde işinizi olabildiğince kolaylaştırır. Ar-Ge ve tasarım mühendisleri için teknik, derin ve doğrudan uygulanabilir programdır.
Karar vermeden önce
Eğitim talebinizi netleştirirken şu sorulara cevap vermeye çalışın: Üç ay sonra bu gruptan hangi somut çıktıyı bekleyeceksiniz? Atölyelere hangi gerçek problemi ya da ürünü getireceksiniz? Katılımcılar gerçekten aynı sorunu mu yaşıyor? Eğitimden çıkan aksiyonları kim takip edecek? Bu cevaplar netse, doğru programı birlikte seçmek zaten daha kolaylaşıyor.
Hâlâ emin değilseniz bize yazın. Kısa bir görüşmede ekibinizin yaşadıklarını dinleyip hangi programın uygun olduğunu birlikte konuşalım. Tecrübemize göre çoğu zaman bu karar için 45 dakika yetiyor.